Haberler Ana Sayfası
Uluslararası İlişkiler

Geçici Koruma Altındaki Suriyeli Sayısı 2 Milyon 935 Bin 742'ye Geriledi

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, 2023 yılının Eylül ayında başladıkları yasal kalış hakkı bulunan yabancıların adres tahkikatı çalışmalarının sonucunda, geçici koruma altındaki Suriyelilerin sayısının 2 milyon 935 bin 742'ye düştüğünü açıkladı. Yerlikaya, Türkiye'deki Suriyelilerin adres güncellemeleri için 90 günlük bir süre tanındığını belirterek, bu süre zarfında Türkçe ve Arapça SMS bilgilendirmeleri yapıldığını vurguladı. Ayrıca, 81 ilde valilikler ve STK'lar ile koordineli olarak bilgilendirme toplantıları düzenlendi. Bu süreçte, 580 bin 819 Suriyeli adreslerini güncelledi veya randevu aldı. Bakan Yerlikaya, adres güncellemeyen Suriyelilerin yabancı kimlik numaralarının pasife alındığını ve bu kişilerin sadece acil sağlık hizmetlerinden faydalanabileceğini söyledi. Ayrıca, bu kişilerin kamu hizmetlerinden faydalanamayacaklarını belirtti. Eylül ayında başlatılan çalışmalarla birlikte, 1 Ekim 2024 itibarıyla, kamu hizmetlerinden faydalanmayan ve en az bir yıldır Türkiye'de bulunmayan 150 bin 327 Suriyeli tespit edildi. Bu kişilerin, Avrupa'ya geçtikleri değerlendirildi ve sistemden kaydedildikleri yerlerden düşüldü. İçişleri Bakanı, Türkiye'deki yabancı sayısının toplamda 4 milyon 174 bin 706’ya ulaştığını, bunun 1 milyon 32 bin 379 ikamet izni sahipleri ve 206 bin 585 uluslararası koruma altındaki kişilerden oluştuğunu belirtti. Kaynak: İçişleri Bakanlığı, 2024.  

Uluslararası İlişkiler

Çin ve Tayvan: Bir Yapbozun Parçaları

Çin ve Tayvan arasındaki ilişki, yüzyıllar boyunca süren ve bir dizi karmaşık faktörün etkisi altında şekillenen derin bir bağlantıya dayanmaktadır. Bu bağlantı, her iki tarafın tarihî, politik ve kültürel miraslarına dayanan çeşitli unsurların etkileşimiyle belirlenmektedir. Çin ve Tayvan arasındaki ilişki, Ming Hanedanlığı döneminde başlamıştır. 17. yüzyılda Ming Hanedanlığı'ndan kaçan Çinliler, Tayvan'ı kolonize etmiş ve bu, adanın farklı bir dil ve kültürel kimlik geliştirmesine yol açmıştır. 1895'te Birinci Çin-Japon Savaşı'nın ardından Tayvan, Japonya'nın kontrolüne geçmiş ve bu, Tayvan'ın Çin'den bağımsızlaşmasının ilk adımı olmuştur. II. Dünya Savaşı'ndan sonra Tayvan, Müttefik Kuvvetler tarafından işgal edilmiş ve 1949'da Çin İç Savaşı'nı kaybeden Kuomintang (KMT) liderliğindeki milliyetçi güçler, Çin anakarasından kaçarak Tayvan'a sığınmıştır. Bu, Tayvan'ın Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) ve Çin Cumhuriyeti (ÇOC) olarak iki farklı yönetim altında varlığını sürdürdüğü bir durumu doğurmuştur. ÇHC, Tayvan'ı kendi topraklarının ayrılıkçı bir eyaleti olarak görür ve birleşmeyi zorlamak için askeri tehditler kullanırken, ÇOC bağımsız bir ülke olarak kendi egemenliğini korumayı amaçlamaktadır. Siyasi gerilimlere rağmen, Çin ve Tayvan arasında yoğun bir ekonomik etkileşim vardır. Tayvan, Çin'in en büyük ticaret ortaklarından biri olup, iki ekonomi birbirine sıkıca entegre olmuştur. Tayvan'ın yüksek teknoloji sektörü ve Çin'in üretim kapasitesi, her iki tarafın ekonomik çıkarlarını birbirine bağlamaktadır. Ancak, siyasi gerilimlerin artması, ekonomik işbirliğini etkileyebilir ve ticaret üzerinde baskılar oluşturabilir. Çin ve Tayvan arasındaki ilişki sadece siyasi ve ekonomik boyutta değil, aynı zamanda kültürel ve sosyal etkileşimlerle de şekillenmektedir. İki toplum arasında ortak bir dil ve tarihî miras bulunmaktadır. Turizm, akademik değişimler ve kültürel etkinlikler, bu ortak mirası korumak ve ilişkileri geliştirmek için önemli bir rol oynamaktadır. Güvenlik alanında, ÇHC son yıllarda askeri gücünü artırmış ve Tayvan'a karşı caydırıcılık politikaları izlemiştir. Tayvan ise kendi savunma kapasitesini güçlendirmeye odaklanmış ve uluslararası ittifaklar arayarak güvenliğini sağlamaya çalışmaktadır. Bu durum, bölgedeki güvenlik dengelemelerini etkileyebilir ve çatışma riskini artırabilir. Çin ve Tayvan arasındaki ilişkinin geleceği belirsizdir. İki taraf arasındaki siyasi ve ideolojik farklılıklar, ilişkilerin seyrini belirleyen temel faktörler arasındadır. Ancak, uluslararası toplumun baskısı altında, barışçıl bir çözüm bulma yönünde adımlar atılabilir. Diyalog ve diplomasi, uzlaşma ve istikrarın sağlanması için kritik öneme sahiptir. Çin ve Tayvan arasındaki ilişki, tarihî, siyasi, ekonomik ve kültürel faktörlerin karmaşık bir etkileşimiyle şekillenmektedir. Gelecekte, taraflar arasındaki diyaloğun güçlendirilmesi ve işbirliği alanlarının genişletilmesi, bölgede istikrarın ve barışın sağlanmasına katkıda bulunabilir.

Uluslararası İlişkiler

Refah Sınır Kapısı Açılırsa Ne Olur?

Son günlerde Mısır'ın Refah Sınır Kapısı'nı açıp açmayacağı konusundaki belirsizlik, sınırda bekleyen 20.000'den fazla Filistinli hasta ve yaralı için endişe verici bir hal almış durumda. Bu insanlar, tedavi ve sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan kısıtlamalar nedeniyle çaresiz bir bekleyiş içindeler. Kapının açılması durumunda ise Filistinlilerin olası bir göç dalgasının yönü ve bu göçün getireceği sonuçlar henüz netlik kazanmamıştır. Ancak bu durum, sadece bir göç olayı olarak değil, aynı zamanda insanî ve vicdanî boyutlarıyla da ele alınması gereken önemli bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Mısır'ın Refah Sınır Kapısı'nı açması halinde, öncelikle Filistinli mültecilerin Mısır'a yöneleceği öngörülmektedir. Ancak bu durum, mültecilerin temel ihtiyaçlarının karşılanması gerektiği gerçeğini de beraberinde getirir. Mısır hükümeti ve uluslararası toplum, bu insanların barınma, sağlık hizmetlerine erişim, eğitim gibi temel ihtiyaçlarını karşılayacak destekleri sağlamak zorundadır. Ancak burada insanî yardımın yanı sıra, uzun vadeli sosyal ve ekonomik projelerin de hayata geçirilmesi gerekecektir. Avrupa Birliği ve ABD gibi ülkelerin, mültecilerin insani ihtiyaçlarının karşılanması ve yerleştirilmesi konusunda önemli bir rol üstlenmesi beklenmektedir. Bu ülkelerin, Mısır ve diğer bölge ülkeleriyle işbirliği yaparak mültecilere destek olmaları, çözüm sürecinin daha etkili ve sürdürülebilir olmasını sağlayabilir. Ancak mültecilerin uzun vadede Mısır'da kalıcı olarak yaşamak istemeyebilecekleri ve Avrupa gibi daha gelişmiş ülkelere yönelebilecekleri ihtimali de göz ardı edilmemelidir. Avrupa'nın sert göç politikaları ve mültecilere karşı artan direnci, bu insanların Avrupa'ya ulaşmasını zorlaştırmaktadır. Dolayısıyla, mültecilerin Avrupa'ya gitme isteği ile Avrupa'nın kabul politikalarındaki sıkıntılar, birçok Filistinlinin Türkiye gibi transit ülkelerde beklemesine yol açabilir. Türkiye, zaten dünyadaki mültecilerin %20'sine ev sahipliği yapmaktadır ve bu durum ülkenin ekonomik ve sosyal kaynaklarını ciddi şekilde zorlamaktadır. Türkiye'nin bu yeni mülteci dalgasını karşılamak için kapasitesini artırması gerekebilir. Ancak Türkiye'nin bu konudaki sürdürülebilirlik kapasitesi ve uluslararası destekle birlikte hareket etme gerekliliği de göz önünde bulundurulmalıdır. Refah Sınır Kapısı'nın açılması, sadece göçmenlerin geçişini değil, aynı zamanda sınırın Filistin tarafında kalan insanların da insani ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmayı gerektirir. Bu kişiler, sınırın karşı tarafında yaşayanlar olarak, kapının açılması durumunda oluşacak insani yardıma da ihtiyaç duyabilirler. Bu bağlamda uluslararası toplumun, sadece geçiş yapan göçmenlere değil, aynı zamanda sınırın her iki tarafında yaşayan Filistinlilere de destek olması gerekmektedir. Temel ihtiyaçların karşılanması, sağlık hizmetlerine erişim, eğitim imkanları ve ekonomik destek, bu insanların insanî koşullarda yaşamlarını sürdürebilmeleri için hayati öneme sahiptir. Bu noktada uluslararası toplumun, Filistin halkının insani yardım taleplerini ciddiye alması ve gerekli desteği sağlaması gerekmektedir. Fotograf: Anadolu Ajansı 12.10.2020 Tarihli Gülşen Topçu'nun haberinden alınmıştır. 

© 2008-2025 Hepsi Proje. Tüm hakları saklıdır.
An error has occurred. This application may no longer respond until reloaded. Reload 🗙